Bayram Cafer İZMİRLİOĞLU
DALDAN DALA ATLAYAN YAZI
7 Temmuz 2020 Salı 15:10:27

Köyler vardı eskiden, istatistiklere kurban gitti. Kentleşme, medenileşmenin ana unsuru olunca köyler elimizden kaydı, köylülük aşağılandı, köylüyüm demek utanılır oldu.

Ne olacak köylünün teki lafı bile yeterince aşağılamayı içermiyor mu?

Köy güzellemesi yapacak değilim, köyler de farklı insanların yaşadığı yerlerdi. Elbette orada ufak tefek problemler olurdu. Ancak insanların birbirini tanıması ve atalardan süzülüp gelen ortak yaşama hukuku ile birlikte üretilen değerler manzumesi eskilerin deyişi ile “yoldan çıkanlar”ı toplumsal denetime tabi tutar, arada hizaya sokardı.

Üretirdi köylü, arpa, buğday, pamuk, meyve sebze vs. Hayat çok lüks sunmazdı insana lakin, bahçeden toplanan elmanın suyu bir başka akar, karpuz kabağa benzemezdi.

Yeşildi göz alabildiğince, hayvanlar otlardı çayırlarda. Çocuklar top oynar, genç kızlar bir kenarına ilişip sohbet ederdi, sahiciydi: her gerçek ortamda olduğu gibi rol kesenler kabak gibi sırıtırdı.

Sokakları loş olurdu, korkmazdı çocuklar, karanlık köyün bir parçası gibiydi. Eğer karanlıkta sözüm ona tehlike olsa, o karanlığı yaracak illa birileri olurdu.

Şimdi şehirlerde her taraf ışıl ışıl, iğne düşse sokağa görünür, ancak korkmadan, şöyle rahatça yürüyen adem var mı? Koşarak yürüyoruz, korktukça ışıltılı sokakları inşa etmeye devam ediyoruz.

Işığın albenisine kapılıp intihar eden hayvanlar gibi, parıltılı yaşamın tuzağına düşenler üzerinden silindir geçmiş asfalt gibi yanıyor.

Güvenlik sorun şehirlerde, polis filan kesmiyor, sokakları kamera ile donatmışız, binaların içi dışı gözleniyor, her yere özel güvenlik dikmişiz, potansiyel suçlu gibi her an kontrolden geçiyoruz.

Bekçiler de var, eski mahalle bekçilerine benzemiyorlar, eskiler Hulusi Kentmen’e benzerlerdi. Şimdi ki bekçiler tetikte, hepsi görevimiz tehlike filminden fırlamış gibi. Bir yürüyüşleri var, sanki bu şehrin sahibi benim der gibi…

Her şeye rağmen korkuyoruz şehirlerde… Çünkü üretmiyoruz, üreten işçi sınıfı ise kendi semtlerinde, çoğumuz seyircisiyiz hayatın. Vaktimiz bol, sıkılıyoruz.

Araba ile turlamalar, güzel mekanlara gitmeler, iki yeşil dal görünce kendimizden geçmeler hepsi sıkıntıdan, yaşadığımız mekanın parçası olamamaktan, seyircisi olduğumuzdan.

Ürettiğimiz açık hapishanelerde tüketmekle meşgulüz.

Umarım bir gün hep birlikte tükenmeyiz. Bu şehir meselesi yeni dokunuşlara gebe…

 

Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Düzcelife