Atilla GÖSTERİŞLİ
Sen de Bizi Anlamalısın!
27 Ağustos 2019 Salı 16:59:04

Her iktidar siyasal alana damgasını vurup, yaşamın diğer alanlarında belirleyici olmak ister; iktidar olmak biraz da budur. Ancak Ak parti iktidarı, bu etki konusunda çoktandır başka bir faza geçti. Sadece siyasette değil, neredeyse yaşamın tüm alanlarında, “bu ülkede tek oyun var, o da benim oyunum” diyor.

Bir gün söylediğini ertesi gün unutmakta beis görmeyen, değişken ittifak dinamikleri eşliğinde hangi hamleyi, neden ve ne zaman yapacağını artık kestiremiyoruz. İktidarın kendine referanslı hale gelmesinin dramatik bir başka sonucu gerçeklikle bağının geniş ölçüde kopmasıdır.

Bu durum nedeniyle, son seçimden itibaren daha belirgin bir şekilde, ‘niye oy kaybettiklerinin analizini’ yapmaya çalışıyorlar. Kendi camiaları içinde ‘küskünlerden’ söz ediyorlar. Bir yazarımızın yerinde bir tespitiyle; ‘Çalıyor ama yapıyor” sözü artık, “hem çalıyor, hem de yapmıyor” söylemine döndü. Her haneye düşen can yakıcı hayat pahalılığı, sosyal travmaya doğru ilerleyen işsizlik, her konuda kandırılmak, küskünlük yelpazesini genişletiyor. ABD Başkanı Abraham Lincoln’un bir sözü vardır: “Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz… Herkesi bazen kandırabilirsiniz… Ama; herkesi her zaman kandıramazsınız”

Seçim öncesi; Ak partiye mensup; teşkilat başkanlarından, Belediye Başkan Adaylarına, Milletvekillerinden Bakanlarına kadar siyasetçilerin ağzından, nefret söylemleri, sinkaflı sözcükler hiç eksik olmadı. Muhalefete ve o kesimden herkese, aslında kendilerinden olmayan herkese karşı; ‘terörist, hain’ yaftası yapıştırdılar, ‘anaları bellediler’, ‘bağırsak gürültüsü’ dediler.

17 yıllık Ak parti döneminde ‘Türkiye’de bu olmaz’ dediğimiz birçok şeyin hayata geçtiğini gördük. Yerleşik kurullar, kanunlar, en temel insan hakları bile ciddi şekilde tahrip edildiğini gördük. Bu süreç içinde iki şey hiç değişmiyor. Birincisi, Ak partinin ahlaki bir noktada konumlanıp muhaliflerini yargılama tekeline sahip olması. İkincisi, adı ne olursa olsun Ak parti ile aynı ahlakı savunan insanların maddi olarak kazançlı çıkmaları. Çok az insana nasip olur hem ahlaklı olup hem de faydasını maksimize etmek. Bu durumu sürdürülebilir kılan tek unsur ise ‘dava’ ve ‘ dini referansıdır’. Bu yüzden demokrasiden otoriterliğe, çözüm sürecinden milliyetçiliğe sürüklenmek gibi ‘çelişkiler ve tutarsızlıklar’ içinde olmak, her tutumu aynı tutkuyla savunmak mesele değildir. Çünkü, ‘itaat ve biat’ her durumu ‘sorgusuz ve koşulsuz’ hale dönüştürür.

Seçmenlerin Ak parti adaylarına oy vermelerinin tek nedeni adayların dindar olmaları değil, bir dönemin dışlanan sınıfının bugün iktidar olmasıydı. Bu anlamda din bu yaşam tarzının ortak referansı olarak karşımıza çıkıyordu. Oysa, bugün artık bu hikayenin kırıldığını görebiliyoruz. İçlerinden çıktıkları seçmen grupları hala kent yoksulluğu ile mücadele verirken Ak parti adayları yaşam şekilleri açısından artık çok farklı noktadalar. Bir taraftan yoksul sofralarından poz vererek yoksulluğu ne kadar dert ettiklerini göstermeye çalışıp diğer taraftan yaşam tarzı haline getirdikleri lüks ve şatafattan en küçük ödün veremiyorlar.

Toplumun önemli bir kesiminde yer etmiş, belki de hepimizi etkisi altına almış ‘Mevcut iktidar kaybetmez, kaybetse de gitmez’ şeklinde bir algı vardı. Seçim sonuçları bu algının gerçek olmadığını veyahut öyle kolayca uygulanabilir olmadığını gösterdi.

Kişileri ayrıştırarak, kutuplaştırarak, nefret söylemleri ile ötekileştirerek siyaset yapmak, toplumda huzursuzluğu had safhaya çıkardı ve bu da sandığa yansıdı. Çünkü, insanlar biliyorlar ki, nefret, taşımak için çok ağır bir yük. Umudu yaşatmayı tercih edenler zorbalığın şiddetine izin vermedi. Artık bilinmeli ki, demokrasi mücadelesi, eşitlik mücadelesi olmalı. Eşitlik mücadelesine dönüşmeli. Bunun yolu, hor görmek, farklı olanı, ‘benzemeyeni’ yok saymaktan geçmiyor.

Bu ülkede, hiçbir yasa, ahlak ve kuralla açıklanamayacak onlarca gelişme yaşandı. Demokrasi olmadığında nelerin olduğunu, bağımsız yargı olmadığında nelerin yaşanabildiğini, özgürlükler kısıtlandığında nerelere sürüklendiğimizi, yaşamımızın nasıl cehenneme döndüğünü hepimiz yaşadığımız acı tecrübelerle görmüş olduk.

Ve son söz:

Cumhuriyet’in kazanımları, üç beş yılda yok olmaz. Yıpranır, hırpalanır ama sona ermez. Türkiye’de, iyi kötü batılı/demokratik normları benimsemiş ve çok partili yaşama alışmış, oy hakkından vaz geçmeyecek, birlikte yaşama iradesi gösteren milyonlarca yurttaş var.

 

Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Düzcelife